Skip to content

Yazar: Aşkın Yayla

“Behind The Line”

Uzun zaman önce başlayan bir proje idi “Behind the Line”.

Cephe gerisinde bir demiryolu ikmal istasyonunda geçen hikayeyi anlatıyor.

WW2 savaşı dönemi özellikle avrupa ve afrikadaki demir yolları ikmal için çok sıkı kullanıldı ve Almanlar kullanımda başı çektiler. Ancak savaşın sonlarına, özellikle Normandiya çıkartması sonrası Amerikan ve İngiliz avcı uçaklarının açık hedefi oldu bu trenler bu yüzden Almanlar neredeyse her tren seferine muhakkak üzerinde bir uçaksavar olan vagon eklediler.

Bu canlandırmada da bu detayı bulacaksınız. Bazı detayların tamamlanmasına rağmen biraz daha işi olan bir dioroma…B akalım ne zaman tamamlanacak.

Girişte okuduğunuz bu yazıyı 2019 yılının 25 Ağustos günü yazmışım tam 3 yıl masada kalan bir iş. Arada gelen sipariş işler, benim aklıma gelip biten işler derken sonunda tamamlandı. Tamda istediğim gibi. Gelelim canlandırmanın hikayesine…

Adolf Hitlerin demiryoluna olan merakının ve bütün dünyayı savaşa sürekleyen Nazilerin trenleri ve tren hatlarını çok iyi kullanmasının, sizce 17 yaşında iken Haydarpaşa Gar inşaatında çalışmış olması ile bağlantısı varmıdır? Evet riyavete göre 2 yıl boyunca Gar inşaatında çalışmış Adolf…
Evet bir rivayet bu ama net olan bu konuda Almanların ve Nazilerin çok iyi olduğudur.
Dioramamız bu sorunsalın gölgesinde bir alman demiryolu sevkiyat noktasında geçiyor…
Power ve High sides gondala için hazırlanmış malzeme sevkiyatı
High gondala’da yolculuk için motorlarını yerleştiren Wehrmacht motorsikletli askerleri…
Low sides gondola’da ise savaş boyunca nerdeyse her tren katarına eklenen ve trenin düşman uçaklarına karşı hava savunmasını sağlayan uçaksavar ve mühimmat yükleyen Luftwaffe askerleri….
Yani cephe gerisini….

Canlandırmamızda öncelikle ana konsolda 2 adet Trumpeter 1/35 German Railway Gondola (Lower ve High Sides) kitlerini kullandım.

High Sides Gondala içinde Wehrmacht motorsikletli askerleri için Tamiya’nın çok eski (1970) bir kalıbı olan 1/35 German Motorcycle bmw r75 with side car setini ve 2 adet MB 1/35 Krandschützen  German Motorcycle Troops on the move setini kullandım. Diğer detay malzemeler içinde yıllar içinde elimde oluşan stok kaynak oldu

Low Sides Gondala içinde ise Tamiya 1/35 German 3,7 cm Flak 37 anti-aircraft setini ve kum çuvalı taşıyan personel içinse Miniart 1/35 German Artillert Crew setini kulllandım

Son olarakta yine Tamiyanın 1/35 Alman efsanesi Opel Blitz 4×2 Kamyon setini kullanarak hikayeyi tamamladım.

Çok uzun zamandır masada bekleyen bir dioramayı bitirmiş olmak çok mutluluk verici umuyorum sizin içinde keyifli olur izlemesi….

 

Under the Six Feet

 

İkinci Dünya Savaşının son ayları. Müttefik kuvvetler Avrupa’da hızla ilerlerlen Ruslar kuzeyden Berlin’e doğru ilerliyor.
Savaş artık Almanya topraklarında.
Almanlar üstünlüğü kaptırmış olsa da savaşmaya devam ediyorlar.
Dioramamızda Almanya topraklarında dinlenmek üzerine duran bir grup Amerikan askerinin hemen altlarında başka bir dünya olduğunun farkına varmamalarını anlatmaya çalıştım.
Almanlar “Bunker” yani sığınak konusunda WW2’de aynı denizaltı teknolojisinde olduğu gibi çığır açtılar.
Kilometrelerce uzunlukta neredeyse bir tümen askeri alabilecek sığınaklar halen Avrupa kıtasının altında varlığını koruyor.
Canlandırmamızda dinlenmekte olan Amerikan askerlerinin hemen altındaki bir haberleşme sığınağını göreceksiniz.
Haberleşme araçları, gizli evrakların özellikle geceleri yakıldığı döküm sobası, duvarlardaki propaganda pankartlarını ve elindeki deri kaplı plan çantası ile bir alman subayı takılacak gözünüze
Dioramamız sırası ile Dragon/3826/1:35 German Communications Center w/Signal Troops ve Miniart/35200/1:35 U.S. SOLDIERS AT REST kitlerinden oluştu.
İki kit dışındaki malzemelerin tamamı ise doğal ürünlerden ibaret
Kitin ana konsolu olan cam bir saksı, ağaçlar şile ormanlarından topladığım dal parçaları,zemin ise elenmiş ince topraktan,
Kırık dallar,dağılmış yaprak parçaları,taş parçaları hepsi doğal malzeme
Aaaaa bir dakika kuyu detayını unuttuk.O da ITALERI/6148/WW2 DESERT WELL & TENTS setinden alınma.

Benim için bu diorama derinliği olan bir iş oldu,umarım sizler içinde keyifli bir seyir sağlayacaktır.

Dolce Vita Vespa

Yıl 2011. İtalya seyahatımızın ilk şehri  Milonadayız. Programımızın ilk duraklarından biri Duomo’yu gezdikten sonra dünyaca ünlü  Galleria Vittorio Emanuele’e girdik. Muazzam bir sanat yapıtı. Evet esasında yapıldığı yıllarda tek bir amacı varmış o da alışveriş merkezi 🙂 Allahtan o yıllarda sanata değer veriyorlarmış

Pasaj içerisindeki mağazaları gezerken bir anda Vespa aksesuar dükkanının içinde buldum kendimi. T-shirtler, yelekler, kasklar, eldivenler, gözlükler, bir çok aksesuar ürün 🙂 tabi o zaman euro 9 tl değildi ama yinede bir gezi bütçesi vardı ve birinci önceliğimiz yemekti 🙂

Ve sonunda kendimi bir an önce dışarı atmak ama boş çıkmamak için dükkanı bir kere daha tavaf ettikten sonra elimde fotoğraflarda da gördüğünüz kupa ile kendimi kasanın önünde buldum.

Bu kupa benim artık keyif çay ve kahvelerimin bir numaralı bardağı oldu. Bardağın üzerinde Vespanın efsane modellerinden 1953 model Vespa 125 var.Renk o yılların popüler rengi donanma mavisi.

Gelelim Vespa’nın hikayesine;

Yıllara meydan okuyan bu sevimli scooter, motoru şekil olarak eşek arısına benzediği için ismini de İtalyanca ‘eşek arısı’ anlamına gelen Vespa’dan alıyor. Tasarımında ise aslında II. Dünya Savaşı öncesinde Amerika’da üretilen Cushman scooter’larından ilham alınmış İtalyanlar, paraşütlü birliklerin ve denizcilerin kara ulaşımında kullanmaları için bu scooter’ları savaş sırasında Washington’dan getirmiş. Bozuk arazide rahatlıkla kullanılabilen bu araçlar, köprü ve yolları savaşta tahrip olan İtalyanlar için bir süre sonra bulunmaz nimet haline gelir. Savaş bittikten sonra ise ekonomisi çöken ve hava bombardımanları esnasında yolları parçalanan İtalyan şehirlerinde otomobil kullanmak neredeyse imkansızlaşır. Bunun üzerine çözüm daha önce havacılık sektöründe faaliyet gösteren Piagio’dan gelir: Vespa.

Vespa; basit, sağlam ve ekonomik, bir taraftan da rahat ve zarif bir araçtır. İşte ilerleyen yıllarda bir efsaneye dönüşecek bu yeni scooter’ın tasarımı, bu nedenle Piaggio’da ilk modern helikopterin üretilmesi projesinden de sorumlu Corradino D’Ascanio’ya verilir. Sonuçta kadın erkek herkesin kullanabileceği, yolcu da taşıyabilen ilk Vespa’lar çıkar ortaya… 1946 yılının nisan ayında, üretim bandından çıkan ilk 15 Vespa; daha ilk bakışta zarif ve orijinal tasarımıyla görenleri kendisine hayran bırakmayı başarır.

Ekonomik bir taşıt olan Vespa, çok kısa sürede İtalya da şehir hayatının bir parçası olur ve ünü giderek tüm Avrupa’ya yayılır. 50’li yıllarda Vespa artık İtalya haricinde, Almanya, İngiltere, Fransa, Belçika ve İspanya’da da üretilmeye başlamıştır. Birkaç yıl sonra Hindistan ve Endonezya da bu ülkeler arasına katılır. Bu tasarım harikası scooter, sadece savaş sonrası döneme damgasını vurmakla kalmamış, savaşın derinden hasar verdiği Avrupa’nın yeniden doğuşunun da müjdecisi olmuştur.

Modelimiz ise italeri 1/9 ebatlarında Vespa 125 Primevera kiti. Malasef kupamınız üzerindeki 1956 model Vespanın bir kiti üretilmemiş. Ama Allahtan rengini MR hobby renk paleti içerisinde “intermediate blue” 56 kodu ile bulabildim.Kitin tamamlanmasından sonra kirletme ve detay renklendirme ile kiti tamamladım.

Keyifli seyirler…

 

 

Baba Reno12

Bizim kuşağın efsane arabasıdır nami değer Reno yani Renault 12 sonrasında Toros efsanesine evrilmiş olmasına rağmen bizim kuşağın her zaman gönlünde yeri başkadır.

Bu canlandırmada ben ve ailem varız.Babamın ve ailemin ilk arabası idi Reno12.Fransa üretimi 1977 model.İlk rengi yeşildi.Babam çok sevmemiş o rengi ve ilk fırsatta laciverte çevrildi bizim Reno.ilk kullanıcısı çok az kullanmış temizdi kazası yok,değişeni yok.Bizde yaklaşık 10 yıla yakın kullandık.

Reno bana kasetinde Zeki Müren’in şarkılarının çaldığı ve bizim dünyanın ne olduğunu çok farketmeden oyunlar oynadığımız, güzel, keyifli ve şimdi aramızda olmayan herkesin hayatta olduğu o neşeli günleri hatırlatır.

O yüzden hep yapmayı istediğim bir modeldi ama malasef özellikle plastik olarak bir kiti veya bir modellemesi yoktu.En sonunda bir gün diecast forumlarından birinde  1/43 ebatlarında olan bir kit bulabildim.Tesadüfe bakın ki o da yeşil rengindeydi ve bende baba gibi rengini değiştirdim ilk olarak.Sonrasında diğer detaylar için arka farlarını kullandığımız orjinal araçtaki gibi değiştirdim.

Bizim kuşakta büyüyenlerin muhakkak araba önünde çekilmiş bir aile fotoğrafı vardır. Bu dioramanın yola çıkışı da bu şekilde 3 fotoğrafı bir araya getirerek oluştu. Mekan entrasan bir şekilde 35 yıla rağmen hala orada duran Bostancı gösteri merkezinin hemen yanında lunapark yıl ise 1983

angaraaaa angaraaaaa angaraaaa….

İlk siparişin heyecanı 🙂

35C’yi beklerken dioromasının tamamlanma sürecinde instagramdan yaptığım bir paylaşım üzerine gelen bir instagram mesajı ile başladı hikaye….
Paylaşımını yaptığım dioramanın etkisi ile yepyeni bir hikaye oluşmaya başladı…
Ana obje bir efsane “Mercedes O303 Europa” oldu…
Tedarik süreci, araştırmalar derken elime ulaşması…(heyecan verici)
Sonra hikayenin detaylarının toparlanması, diorama eksizleri, figürler ve mekan tasarımı…
Pandemi,Kesilen bir parmak, işten ayrılma ve yeni iş kurma süreci ve nihayet…
Sonuç…
Keyifli seyirler…
Ve umarım sahibi içinde baktığında o geçmiş güzel günleri hatırlatacak bir anı

angara…angara…angara…

Hürriyet Gazetesi 4 Şubat 1968 tarihli gazete haberi

“Şehirlerarası çalışan otobüslere ait yazıhanelerin disiplinsiz şekilde, muhtelif semtlerde açılması neticesinde meydana gelen trafik düzensizliğinden en fazla şikayetçi olan Trafik Müdürlüğü bu konuda Belediye’ye başvurmuştur. Nitekim İl Trafik Komisyonu’nca, Harem Araba Vapuru İskelesi’nde bir terminal tesisi için karar alınmış ve durum Belediye’ye bildirilmiştir. Bu teşebbüs ve karardan sonra Belediye’nin harekete geçerek Topkapı’da olduğu gibi karşı yakada da terminal yapması beklenmektedir. Trafik Müdürlüğü bilhassa Laleli semtinde toplanan otobüs yazıhanelerinin önlerinde tutulan otobüslerin kaldırılması için kontroller yapmaktadır. Ancak ara sokakların bu otobüsler tarafından garaj haline getirilmesi, bakım ve yıkanmalarının buralarda yapılmasının belediyece önlenmesi istenilmektedir”.

Hikaye 1980 yıllarda yaşanıyor…İstanbul Anadolu yakasında yaşayan herkesin muhakkak yolunun düştüğü bir yer Harem otogarı…Karmaşası, asker uğurlamaları, çığırtkanları, genzi yakan egzoz dumanı ve vedalar ve kavuşmalar…

Diorama hikayemiz Harem otogarında, 1946 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de serbest stil 62 kiloda Avrupa şampiyonu, 1948’de de Londra Olimpiyatları’nda aynı stil ve kiloda olimpiyat şampiyonu olan ünlü güreşçimiz Gazanfer BİLGE’nin kurucusu olduğu ve 1960 yıllarında başında Ankara-İstanbul karşılık seferleri ile üne kavuşan otobüs firması ile Ankara ailecek yapılan bir seyahati anlatıyor…

Dioromamızın sahibi Murat bey 5 yaşında, babasının kucağında, anne ve iki abla ile yapılan bu seyahatte ileriki yıllarda kendisine hatıra kalacak küçük bir kaza ile dişini kırıyor elindeki cam şişe ile…Muhakkak hatırlarsınız eskiden otobüs seyahatlerinde sular gri metal kapaklı cam şişelerde servis edilirdi.
Arka yada orta kapı önünde olan ve açılıp kapanırken tok bir ses çıkaran buzdolabından muavin servis ederdi…Çay ve kek servisi sonrası yıllarda popüler oldu.

Gazanfer Bilge firması sonraki yıllarda popülerliğini kaybetti şimdilerde ağırlıkla turistlik turlar ile ticari hayatına devam ediyor.

O yıllarda Harem otogarında büyükçe bir tabela altında hizmet veriyormuş firma. İnternet üzerinden temin ettiğim dökümanları kullanarak, otogardaki bu pavyonu (pavyon yanlış anlaşılmasın tdk:bir kuruluşun, bir kurumun bir bahçe içinde ayrı ayrı yerlerde bulunan yapılarından her biri.) canlandırmaya çalıştım.
O zaman çatı kısmında kırmızı kiremitler varmış. Malasef sonrasında bunlar sökülüp yerine estetikten yoksun o iğrenç gri levhalar takılmış (çok yazık).

Yine o yıllarda seyahatlerin olduğu illere ait bilgiler camlara altın renginde el ile yazılırmış.Dökümanlara bakarak şehir ve firma isimlerini
pavyonun vitrin camına şeffaf dekal kullanarak yapıştırdım.

Figürler 1/43 boyutlarında olup aliexpressten set şekilde alınan paket içinden hikayeye uygun olarak modifiye edildi.

Gelelim Efsane 0303 Europaya…

Mercedes-Benz 0303 modeli, 14618 cc hacminde 280 ps gücünde v-8 motora sahip olup muhteşem motor sesi geniş iç mekanı ve konforlu koltuk ve süspansiyon sistemi ile 1993 yılına kadar üretilmiştir. 1992 yılında ise canlandırmamıza konu olan o303 europa modeli üretilmiş olup o303 modelinin iyileştirilmiş donanımlı modelidir, özellikle ilginç boya tasarımı ve farklı renkleriyle dikkat çekmiştir. Otomarsan o303 modelini 1987 yılında Türkiye’de de üretimine başlanmıştır. Türkiye’de üretilen modellerin 0303 yazısı altında Otomarsan şekilde bir ek ile üretilmiştir. Bu araçlar otobüs camiasında v-8 olarakta geçmektedir.
Europaların Türkiye’de üretilen modellerden en önemli farkları; tek parça ön camları, bombeli yolcu camları, orta kapı, “tıs tıs” amortisör sesleridir…

Tedarik ettiğimiz ürün 1/43 mercedes 0303 europa minichamps model olup öncelikle ekipman ve boya sökümünü tamamladım.Sonrasında yine internetten bulduğum dokümanlara, döneminde Gazanfer bilge firmasının ağırlıkla kullandığı renk kodlarına göre önce siyah astar, beyaz ana renk attım devamında yan bantlar için turuncu, sarı, kahverengini attım. Sonrasında parlak vernik ve yine değerli dostum @doganbirkan nın desteği ile hazırladığımız dekalleri uyguladım.Tabiki sonrası en keyifli olan kirletme kısmı oldu.Ve ana konuyu oluşturn kiti tamamladım.

En son olarak konuyu tamamlayacak ana (aile) ve yan (muavinler,otobüs bekleyen bıçkın abi ve bastonu ile otobüse yetişmeye çalışan yaşlı adam) figürleri dioramaya ekledim ve canlandırmayı tamamladım.

Şimdi sıra ise başka bir heyecanda…

TESLİMATTTTTTT (sonucunu paylaşacağım :))))))))

35C’yi beklerken

“Nihat Sırdar ilk kitabı Otuz Beş’i Beklerken hayatı ıskalamayan bir dille İstanbul’un o eski sokak aralarında dolaşıyor, dükkan önlerinde top koşturup misket oynayan çocuklarla zamanın uçuculuğuna keskin bir parantez açıyor. Söyleyecek bir sözümüzün her zaman olduğunu hissederek yapıyor bunu.Artık Kocamustafapaşa 35 C Taksim tabelalı otobüse atlayıp Nihat Sırdar’la zamanda bir yolculuğa çıkma vaktidir. Yitip giden zamanda ülkece neleri geride bırakıp nereye doğru yol alıyoruz bir de onun hikâyelerinden dinleyin…”

Diyor kitabın ön sözü…
Radyo benim için hep birkaç adım önde oldu diğer iletişim araçlarından.Radyo tiyatrosu,pazar günleri türkü programları,cumartesi babam ve amcamların toplaşarak dinlediği maç yayınları…
İşte bu farklılık içinde bir başka değerdir Nihat Sırdar…

O kadar yıl bize hissettirdiği o güzel duygulara bir teşekkür bu proje…

Ikarus Macaristan (hungaria) kökenli bir otobüs firması ama istanbul ve halkı için bir ikondur.
İkaruslar serüveni ilk 1957 yılında başlıyor istanbulda. Daha sonrasında 1979-80 yıllarında Macaristan’da üretilen Ikarus marka araçların alım ihalesine çıkılarak 305 adet Ikarus-Z260 (Solo) ve 190 İkarus Z280 (Körüklü) İETT filosuna katılıyor, IKARUS marka otobüslerin İstanbul yollarındaki uzun soluklu hizmet öyküsü devam ediyor 1991-1994 yılları arasında yapılan ihalelerde ise 1404 adet Ikarus daha İETT filosuna katılıyor. İETT, söz konusu alımların ihalesine çıkarken, pazarlığı dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen yapıyor, otobüsleri ise Macaristan’dan İETT şoförleri teslim alıyor…
1979-80 yıllarında filoya dahil edilen Ikarus marka otobüslerin ilginç bir alım öyküsü var: Türkiye’nin döviz sıkıntısı yaşaması ve kredibilitesinin yetersiz olması sebebiyle hiçbir otobüs firması İETT’nin alım ihalesine teklif vermiyor. Macaristan ise peşin alım şartıyla ihaleye gireceğini bildiriyor.TC.Merkez Bankası ile Macaristan Milli Bankası arasında yapılan pazarlıklar sonucunda otobüslerin alımı gerçekleştirilemiyor.Yaşanan bu sıkıntıya CeHaPe yönetimi bir çözüm buluyor ve yapılan kefalet anlaşması ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi İkarus marka otobüsleri alırken, Macaristan da karşılığında Türkiye’den pamuk, tütün, yaş meyve ve sebze alıyor. Yani teslim edilen otobüsler karşılığında Macaristan, Türkiye’den çeşitli ürünler alıyor. 1992 ve 1994 yılları arasında yapılan alımlarda ise bu anlaşma iptal edilmiş ve banka kredisiyle 1404 adet İkarus otobüs İETT’ye teslim ediliyor. 80’li yıllarda alınan otobüsler ise İstanbul’dan Macaristan’a giden şoförler ile getirilmişti. Yaklaşık 1500 km’lik yol, 20’şerli konvoylar halinde kat edilmişti.

Benim ilk Diecast uyarlamam bu sebeple bol çekinceler ve acemilikler ile dolu bir proje oldu.Canlandırmamda en önemli sorun tabiki kitin tedariği oldu gerek model boyutunun çok alışık olmadığım bir oranda olması ikarus dışında figürlerde de alım noktalarımı çok daraltı.
Bu daralmaya Aliexpress yetişti ve aşağıdaki kitleri satın aldım
25cm 1/43 Russia Icarus Bus Model Double-decker Car Soviet Toy Diecasttoys for children IKARUS-260 Yellow kids toys
90pcs O Scale Model Standing Figures 1:43 UnPainted White People Passengers P4310B

Öncelikle sarı renkte gelen kiti boya sökücü ile temizledim ve devamında cam kesitlerindeki farklığı kıl testere ile temizleyerek söktüm.
Devamında sökülen yerleri plastik çubuklar ile modifiye ettim.
Siyah base boya sonrasında iett renkleri ile boyadım.
Kendi hazırladığım dekalleri kit üzerine uygulayıp kirletme ile kiti tamamladım.

Figürler ise Nihat Sırdar’ın “35C’yi beklerken kitabındaki hikayelerden çıkarımlar yaparak boyadım.
80 li yılların kaldırım taşları ve arnavut kaldırımları üzerine dökülen asfalt uygulamalarınıda tamamlayarak Kocamustafa paşa İETT durağının o dönemdeki fotoğraflarından faydalanarak durak direk figürü,ağaçları tamamladım ve kit tamamlandı…

 

Camel Soft

Yıl 1996 Haydarpaşa Anadolu Teknik Lisesi.

Meslek liseli olmanın en kötü taraflarından biri okuldaki kız nüfusunun azlığı sebebiyle ilgi alanımızın ağırlıkla sportif faaliyetlere kaydığı yıllar…

Çoğunluk meşin yuvarlak peşinde koşarken ben ise Ralli dergisi elimde motorsporlarına olan merakımı ya fotoğraflara bakarak yada yakınlara gelen yarışlar var ise onlara giderek tatmin ediyordum. Camel Trophy efsanesi, bizim kuşağın kıç cebinde ezildiğinde lezzeti daha fazla artan Camel sigarasının karizmasında yakınlık duyduğumuz bir yarış efsanesi idi o yıllarda..

Afrika çölleri, Güney Amerika amazonları, uzak Asya stepleri.

İlgi alaka yüksek, birde o araçların yanında Türk bayrağını görmek çok daha büyük bir keyfi beraberinde getirdi hep.

1996 yılında Endonezya Kalimantanda yapılan yarışlara Türk takımını temsilen Selim Kemahlı ve Nasuh Mahruki (adını sonraki yıllarda çok daha fazla duyacağımız) katıldı ve yarışmada 4’ncü  oldular. Bu o dönem için büyük bir olaydı.

Sonrasında Erenköy’deki baba evinin sokağında annesi oturan Çoşkun Aral’ın annesini ziyaret için sık sık camel trophy giydirmeli Land Rover Defender110 ile mahalleye gelmesi, maket yapmaya başladım ilk zamanlardan beri bir gün bana bir Camel Trophy dioraması yapmaya itti.

Gelelim Dioramanın yani canlandırmamızın hikayesine…. 🙂

Dünyanın bol çamurlu ve sık ormanlı bir coğrafyası. Land Defender 110 model araçlar ile yarışmaya katılmış Türk ve İngiliz ekipleri, oldukça sert akıntılı bir akarsu üzerinden hazırladıkları kütük köprü ile geçişindeler…

Dioramada 2 adet 1/35 Hobbyboss marka Defender110 araç kiti kullanıldı.Kitlerden biri modifiye edilerek sepetli hale dönüştürüldü.Kitlerdeki ön tamponlar,üst sepetler,arka sepet branda, şnorkeller el üretimi olup,detaylar el ile tasarlanmıştır.Canlandırmadaki figürler için Miniarts 1/35 British Jeep Crew ve German Paratroopers and Tankers setlerindeki karakterleri kullandım, sepet üstü malzeme çantaları içinde Meng 1/35 Equipment for modern military vehicle kitinden faydalandım.

Dioramada kullanılan ağaçlar ise eşim ile şileye yaptığımız ziyaretlerde topladığım gerçek ağaçlar…

Beni en zorlayan kısım ise su geçiş kısmı oldu 🙂 Biraz kar efekti ile eğlenceyi daha arttırdın umarım gerçekçi bir görüntü oluşmuştur.

Keyifli seyirler…

 

 

 

“Stalingrad”

Stalingrad

Hitler’in, 21 Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ne saldırmasıyla tarihin en kanlı savaşlarından biri yaşandı. Milyonlarca insanın öldüğü saldırıda görülmedik bir Sovyet direnişiyle karşılaşan Naziler, 2 Şubat 1943’te Stalingrad’da yenildi. Stalingrad savunması, askeri tarihçi Antony Beevor’ın Yapı Kredi Yayınları’ndan Türkiye’de de çıkan Stalingrad adlı kitabında an be an anlatılıyor. Beevor’ın Rus şair Tyuçev’den “Rusya akılla anlaşılamaz” alıntısıyla betimlediği Stalingrad savunması Naziler’in 9 Mayıs 1945’te Berlin’de teslim olmasıyla son bulan çözülme sürecinin de başlangıcı oldu.

Tabiki 1945 savaş bitti ama Stalingrad şehrinde açlık,sefalet ve kışın getirdiği soğuk bitmedi.Canlandırmamızdaki konumuz savaşın bittiği 1945 yılının sonrasında o efsanevi kışın yaşandığı 1946 yılından…Rus ordusunun paletli bir revir aracı şehirin hayalet sokaklarında insanlara sıcak yemek ve ilaç dağıtıyor.

Henüz masada olan bu canlandırmada Araç için Miniarts 1/35 Sovyet Top Çekicisi YA-12, Erken Dönem (MNA35052) kullanıldı araça el yapımı kabin,kabin üstü sepet eklendi.Araç personeli için Tamiya 1/35 Russian Army Tank Crew , silahlı rus askeri için Dragon 1/35 ostfront winter combatants ve Stalingrad halkı içinde Tusk Model reçine karakterleri kullanıldı.

Mart’ın sonu BAHARMIŞ…

 

 

Ne söylenir, Nasıl sevinilir inanın bilmiyorum.40 yaşından günler aldığım hayatımın bu döneminde ilk kez yaşadığım bir duygu…

Bildiğim tek şey ise bu duyguya o kadar çok ihtiyacım varmış ki…Sanırım tek yapacağım şu an için bol bol keyfini çıkarmak..

Sonrası mı? Emanete çok iyi sahip çıkmak ve çok çalışmak çünkü gerçekten bu sefer bu Martın sonu BAHAR olacak

Dün geceden beri dilimdeki tek şiir ….

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mi?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

Ahmed ARİF